Hesabınız yok mu? Hemen Kayıt Olun
Zaten üye misiniz? Giriş Yap

Zaten üye misiniz?

Yayın sepetinize eklendi
Bu yayın zaten sepetinizde
Bu yayını zaten satın almışsınız
Lütfen üye girişi yapınız.

Boğaziçi Üniversitesi’nde Sosyoloji eğitimi alırken katıldığı Stüdyo Oyuncuları‘nda önce öğrenci sonra eğitmen ve oyuncu olarak devam etti. Chicago’da Northwestern Üniversitesi‘nde disiplinler arası bir bölüm olan Gösteri Araştırmaları Tiyatro Teorisi Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. Ekim 2001′de Ve Diğer Şeyler Topluluğu‘nu kurdu. İstanbul’a döndüğünden beri Ve Diğer Şeyler Topluluğu ile birlikte “Oyun Alaturka”,   “Ev – Kakofonik bir Oyun”, “Sene 2084″, ”Aksak İstanbul Hikâyeleri”, “Playback”, “Son Dünya”, “Noter”, “3. Evren”, “Yüzyılın Aşkı” ve “Yola Çıktığım Gün Sakin Serin Bir Sabahtı” gibi kendi yazıp yönettiği oyunları sahnelemektedir. 2003te kurduğu GalataPerform yeni yazarlar, yönetmenler için bir alan olmanın yanı sıra Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi gibi pek çok projeye imza atmıştır. 

 

10 TL
2 Kişilik
Oyun

Yüzyılın Aşkı

Türkiye tarihinin son yüzyılından 8 farklı zaman ve mekânda 8 değişik aşk hikayesine odaklanan oyun günümüzde “Şimdi”de biter. 1950’lilerin Nişantaşı’ndan 1999 senesinin yılbaşı ve yeni yüzyıl heyecanına, 1924’teki bir tren istasyonu ve göçten 1951’e, 1959’a, 1981’in darbe ertesi karanlık, sıkıntılı zamanlarına kadar farklı bir yelpazeyle sunan oyun, seyirciyle birlikte bir hatırlama oyununa dönüşüyor.

Sen masanın bir ucundasın. Ben yanında ya da belki de iki iskemle ötede. Çılgın bir Pazar günü akşam yemeği! (güler) Etraf çoluk çocuk dolu. Bir aile olmanın minik cilveleri… Tam bir aile ortamının içindeyiz! Ama sanırım daha evlenmemişiz ya da belki, ne bileyim, bir nişanlılık dönemi yaşıyoruz. Sol mu, sağ mı, sol ya da sağ, hadi,  hadi sağ diyelim sağ elimin yüzük parmağında bir yüzük var. Çok dikkat çekmeyen bir yüzük bu… İnce altından. Parmağımı çevreliyor. Sonra ortada bir papatya çiçeği gibi kondurulmuş ufak yine ufak bir pırlanta taşlar bütünü. 

10 TL
11 Kişilik
Oyun

Noter

Bireyin devletle burun buruna geldiği kurumlardan biri olan noterde geçen oyun, devlet ve kişi arasındaki boşluklar ve sessizlikler üzerine kurulu. Bugünün Türkiye’sinin görünür kılındığı “Noter”de, devletin bireyden üstün tutulduğu bir yapının içinde yaşanan karşılaşmalar konu ediliyor.

Günümüz Türkiye’sinde farklı nedenlerle susturulan, sessizleştirilen, yeri geldiğinde öldürülen bireyin yakarışı, oyunun tümüne, özellikle de sürprizli sonuna hâkim oluyor. Oyun, noter ortamına dayanarak, bir ses ve sessizlikler bütünü olarak yorumlanıyor. Ancak, bu noter alışılageldik bir noter değil; sararmış sayfaların, eski masaların, dolapların ve bıkkın yüzlerin ardında çok garip şeyler oluyor.

Parayı götürürüz sanırlar. Götürürüz de, doğru. Yüzlerce çıktının, kopyanın, aslının arasında muhteşemdir bizim hayatımız. Gece adımımı şehre attığımda, kravatımı gevşettiğimde ilk yaptığım iş bir sigara yakmak, yürümek, eve gitmek, yolda birkaç alışveriş, yemek, televizyon ve yatak. Muhteşemdir benim hayatım, her günüm ayrı şenlikli, ayrı alengirli, unutulmazdır benim hayatım. Kısacası, epey bir boktandır. Benim hayatım. Yine de hayattır. 

10 TL
12 Kişilik
Oyun

Aksak İstanbul Hikayeleri

Aksak İstanbul Hikayeleri, Osmanlı müzik yapısının oyunculuk ve metin üzerinde yapılandırılmasını eksen alan bir çalışmadır. Oyun metni, birbirleriyle bağlantılı 12 ayrı karakter, onların parçalanmış 12 farklı monoloğu ve araya giren diyaloglarından oluşur.

Oyunun bölümleri,  bir müzik parçasının bölümlerini andıran şekilde tasarlanmıştır. Hikayelerin bir araya gelişinde, aksamasında ve ritim hissinde Osmanlı Türk Sanat Müziğindeki aksak usul esas alınmıştır. Hikayelerin müziği ve bir araya gelişindeki ‘düzensizlik’, Türk Sanat müziğinde “aksak” olarak tabir edilen ve zamanları eşit olmayan 9/8lik müzik sistemine öykünmüştür.



 

 

Şimdi bizim oralarda bir kız kaçtı mı o kız geri alınmaz ya vururlar ikisini de ya da everirler. Ama iki aşiret ne yaptıysa ne pazarlığı ettiyse bu sefer çok acayip bir şey oldu. Kız baba evine döndü. Bir sözlüsü vardı, annesi tutturmuştu everecek, zorla ona verdiler kızı. Oğlan kaçtı gitti bir yerlere bilemem. Babam da dedi ki ortalık düzelene kadar sen de biraz kaybol. Bizim İstanbul’da dedi, Sakin Bey var, hemşerimizdir. Ona git. Sağolsun o yardım etti, bu taksiyi aldık. Ben de bu işle uğraşıyorum, bir süredir. Ama memleket gözümde tütüyor, inanamazsınız.  

10 TL
5 Kişilik
Oyun

Ev- Kakofonik Bir Oyun

Bir evi paylaşamayan, geçmişle gelecek arasında asılı kalmış dört karakter… Sahne yerine alt üst olmuş bir apartman dairesi…Parçalanıp, bölünüp, tekrardan yapılan lego tanelerinin kakofonisi içinde sıkışmış karakterler arasında yaşlı bir kadının sesinde hapsolmuş ölümün sesi…

 

Sürekli yağmur yağıyordu. Çiğ taneleri toplanmış, karanfillerin üzerindeki çiğ tanelerini gördüm dedi. Su. Bir gün gelecek bu evi yakacaklar biliyor musun dedi. Yani ben gidince. Onlarca hırsız girecek bu eve. Ben gidince her gün bir başkası işeyecek bu halılara. O zaman bu karanfillerin üzerindeki suyu hatırla dedi. Su evet su… Sadece su.  

10 TL
7 Kişilik
Oyun

Son Dünya

Avrupa’nın sınırında bir yerlerde bir uçak düşer. Nuh 71/ 71 sefer numaralı bu uçakta bulunan üç kişi, düşüş anında kendilerini tanımlayamadıkları bir yerde bulurlar. Birbirlerinden habersizdirler. Uzun bir süre bulundukları bu tanımsız mekânı anlamaya çabalarlar. Ölmüşler midir? Zaman durmuş mudur? Dünyanın sonu mu gelmiştir? Nerededirler? Kadın, Adam ve Üçüncü Şahıs olarak adlandırılan bu üçlü, son yıllarda çokça irdelenen doğu/batı denklemiyle ve bu ikiliyi bozan/çözen “ne o ne öteki” önerisini pekiştirecek şekilde kurgulanmışlardır. Uçağın düşüşü, öngörülen, yaşanmakta olan ya da yaşanacak olan bir çöküşün habercisidir aslında. “Son Dünya” bir araya getirdiği kişilerin temsil ettiklerinden yola çıkarak “son” kavramına bir yorum getirmeyi hedefler. Bitmek mümkün müdür? Dünya bitebilir, yok olabilir mi? Son ne demektir?

 

Neden olabilirdi acaba? Hava boşluğu! O hep kullanılan terim. Evet, belki de sadece bir hava boşluğundaydık ve birazdan her şey normale dönecekti. O an gerçekten uçtuğumun farkına vardım. Yani uçuyorduk. Havada boşlukta bir kütle halinde ilerleyen bir şeyin içindeydim, Uçuyorduk ve artık bu kütle yer çekimine ya da başka bir şeye yenik düşüyordu. Düşmek üzereydi.